Gündem

Ali Babacan: 2020’ye Kalmadan Partiyi Kuracağız

Ali Babacan

Yeni bir siyasi hareketin kuruluş hazırlıklarını başlatan Ali Babacan sessizliğini bozdu: 2020’ye kalmadan partiyi kuracağız. Ülkenin başarılı yıllarında mutfakta olan ekiple birlikte çalışıyoruz.

Yeni bir siyasi hareketin kuruluş hazırlıklarını başlatan Ali Babacan sessizliğini bozdu. “2020’ye kalmadan partiyi kuracağız. Ülkenin başarılı yıllarında mutfakta olan ekiple birlikte çalışıyoruz” diyen Babacan, Karar‘dan Ahmet Taşgetiren ve Yıldıray Oğur‘un sorularını yanıtladı.

AKP’de başladığı siyasi hayatında 13 yıl bakanlık, 14 yıl MKYK üyeliği yapan Babacan, eski yol arkadaşları ile yollarını ayırma süreci ile ilgili olarak, şunları söyledi:

Biliyorsunuz ben 2001 yılında siyasete AK Parti’nin kurucu üyesi olarak girdim, partiyi kuranlardan birisi oldum. Uzun yıllar MKYK ve Bakanlar Kurulu üyeliği yaptım. O döneme şöyle bakacak olursak 2001 ekonomik krizi vardı. 28 Şubat’ın atmosferi hâlâ yoğun bir şekilde hissediliyordu. Türkiye 1990’lı yılların siyasi çalkantılarından çıkmaya çalışıyordu. AK Parti bir bakıma bütün bu sorunları aşmak için, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bu derin, uzun süren sorunları aşmak için, önemli bir çıkış imkânıydı Türkiye için… Adaleti tesis etmek, işi ehline vermek, kararları istişareyle almak, kurumların itibarını korumak, şeffaf olmak ve belki de en önemlisi önce insan diyebilmek. Bunlar çok önemli ilkelerdi… Ve niye bu durumda ülke diye baktığımızda da bu ilkelerden ve değerlerden uygulamada uzaklaşılmış olması bu sorunların ana kaynağı maalesef.

‘Aklen ve Kalben Ayrışma…’

Babacan, “aklen ve kalben bir ayrışma yaşadım” sözlerine de açıklık getirdi:

Çabamızda başarılı olamadığımızda da kalbimizde bir kırıklık oluştu doğrusu. Çünkü hayalimiz bu değildi. Çok daha farklı bir Türkiye istiyorduk. Çok daha farklı bir tutum, duruş hayal ettik doğrusu. Bu şahsi değil memleket adına bir hayal kırıklığı oldu.

“Adalet, özgürlük ve ekonomi herkesi ilgilendiriyor” diyen Babacan, sözlerine şöyle devam etti:

Bu üç konuda da bizim samimiyetimizi insanlar biliyor. Bu sorunları çözme kapasitesinin ve niyetinin bizde olduğunu da görüyor insanlar. Niyet ve kapasite. Önce niyetiniz var mı, sonra kapasiteniz var mı? Geçmişe doğru bakın, Türkiye’nin başarılı olduğu dönemleri düşünün. Ekonomide başarılı olduğu dönemleri, dış politikada başarılı olduğu dönemleri, Avrupa Birliği reformlarında başarılı olduğu dönemleri. O dönemlerin arkasındaki, mutfağındaki ekibin tamamı bizim arkadaşımız şu anda. Bu çok büyük bir avantaj. Uygulama tecrübesi olan isimler bunlar.

Tarih Verdi

Yeni oluşumun takvimi ile ilgili tarih veren Babacan, “Takvimler 2020’yi göstermeden tüzel kişiliği kurmak. Kalite çok önemli burada. Ne insan kaynağından ne de yapılacak işin kalitesinden asla taviz vermek istemiyoruz. Takvim konusunu yaklaşık olarak bir takvim olarak ifade etmekte fayda var.” dedi.

Özal Gibi Konuştu:Düşünce Özgürlüğü, İnanç Özgürlüğü…

Babacan’ın sözlerinin satır başları şöyle:

Milletin birliğini, toplumsal huzur ve barışı ancak fırsat eşitliği ve adaletle sağlayabilirsiniz. Devlet eğer farklı kesimlere farklı farklı bir bakış geliştiriyorsa o toplumda milli birlik ve beraberlik olmaz. Devlet insanların Türkiye’nin hangi bölgesinden geldiğine bakamaz. İnsanları yaşam tarzlarına göre, inançlarına göre ayrıştıramaz. Devletin görevi bu değil. Devletin vatandaşı olan herkese aynı samimiyetle bakabilmesi lazım. Türkiye için şu anda şiddetle ihtiyaç duyulan bu. Düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü. Devlet bunun bizzat teminatı olmak zorunda.

‘Bir Bölen Olmayacağız’

Buradan baktığımızda biz bölen olmayacağız asla. Tam tersine birleştiren ve buluşturan olmak için yola çıkmış durumdayız. Dürüst, akılcı, serinkanlı, sakin ve incelikli bir dil kullanacağız. Türkiye gerginlik politikalarından yorgun düştü artık.

Ama biz şu anda ekibimizi açıklamış durumda değiliz ki. Şu anda biz kimlerle çalışacağız, ekibimiz kim, kompozisyonu belli değil. Tamam istifa ettik, ekip oluşturmak için yola çıktık. Ama nihai ekibin nasıl olacağını henüz kimse görmedi. Tabii ki toplumun muhafazakar kesimi çok çok önemli ama şu anda Türkiye’nin ihtiyacı olan siyasi hareket toplumun tek bir kesimini hedefleyen bir siyasi hareket değil. Onu yapan çok. Herkesin kendi nişi var, hitap ettiği kitle var. Biz böyle olmak istemiyoruz. Biz toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren, toplumun bütün kesimlerini yatay kesen sorunlardan ve o sorunlar için üreteceğimiz çözümlerden bahsedeceğiz.

Dört Eğilimi Birleştirecek

Rahmetli Özal o günün şartlarında gerçekten güzel bir perspektif ortaya koymuş 1980 ihtilalinden sonra. O zaman anarşi diye bir gerçek vardı, sağ sol bölünmesi vardı. Farklı eğilimler vardı toplumda, dört eğilim o. Ama bugünkü duruma baktığınızda çok daha farklı bir toplumsal yapıyla karşı karşıyayız. Eski klasik terminoloji, sağ, sol, muhafazakâr, liberal terminolojisi bile özellikle gençler için önemli ölçüde anlamını kaybetti. Bu terminoloji gençlerde bir karşılık bulmuyor artık. Biz gelecekten bahsedeceğiz, çözümlerden bahsedeceğiz. Geçmişin klasik terminolojiyle, geçmişin parametreleriyle hareket etmeyeceğiz. Geleceğin bakış açısını yakalamaya çalışacağız.

‘Susmadık, Karar Vermeye Çalışıyoruz’

(Güncel rap klibiyle ilgili) Harekete geçilmezse, bir şey yapılmazsa, susulursa olacaklardan herkesin sorumlu olduğu vurgulanıyor. Etkilendim doğrusu. Biz de susmadık. Susamadık. Karar verdik ve çalışıyoruz

‘Ahmet Beyin İlmine Saygımız Var Ama…’

Biz Ahmet Bey’le 2003 yılında tanıştık. AK Parti kuruldu, daha sonra hükümet kuruldu, daha sonra tanıştık. Yakın dost olduk. İlmine saygı duyduğumuz bir insan. Ailecek yakın olduğumuz ve sevdiğimiz birisi kendisi. Ancak siyasetteki önceliklerimiz, izlediğimiz yöntem ve üslup oldukça farklı. Şu anda bizim geleceğe bakmamız gerekiyor ve tam anlamıyla bir ekip çalışması yapmamız gerekiyor.

‘Türkiye’nin Yakın Coğrafyada Sözü Tükeniyor’

En yakın coğrafyamızda söz tükeniyor. Artık askeri güç kullanma mecburiyeti oluşuyor. Türkiye’nin uluslararası çıkarlarını korumak, kendi iç demokrasimizle de çok alakalı. Eğer içerde demokrasi iyi işliyorsa o zaman dış tehditlere ve şantajlara karşı daha korunaklı bir yapınız oluyor.

Bir başka önemli konu da şu: Türkiye’nin halihazırda kurucusu ve üyesi olduğu uluslararası kurumlar var, parçası olduğu ittifak sistemleri var, tarafı olduğu anlaşmalar var. Bunlar birçok acı tecrübeden sonra devlet politikası olarak benimsenmiş, yıllarca süren müzakereler sonucunda elde edilmiş kazanımlar. Üstelik bunlar Türkiye’yi daha öngörülebilir bir ülke haline getiren unsurlar. Son dönemde ülkemizin bu kazanımlarının da risk altına girdiğini görüyoruz ve bu bizi tedirgin ediyor.

‘Bakanlıktan Ayrıldığımda  Enflasyon Yüzde 7 İdi’

İlke ve değerlerden uzaklaşılması temel bir sorun. Ekonomide yaşanan sıkıntıların arkasında da aynı sorun var. 2011 seçimlerinden sonra başlayan, özellikle de 2013 sonrasında hızlanan bir sapmadan bahsediyorum. Ekonomide “güven” kavramı başarının en önemli faktörü. Devletin ekonomik aktörlere sürekli olarak güvenilir bir gelecek perspektifi vermesi gerekir. İtibar gören planlar, programlar, yol haritaları hazırlayacaksınız. Söz verince yerine getireceksiniz. Program açıkladığınızda, tavizsiz bir şekilde hayata

Bizim görevde olduğumuz dönemde, benim bakanlıktan ayrıldığım dönemde Hazine yaklaşık yüzde 10 faizle borçlanıyordu. Enflasyon %7 idi. Bugünkü rakamları takip ediyorsunuz. Artık biz yokuz, bambaşka bir ekip görevli. Şu anda iktidarın yapmak isteyip de yapamayacağı hiçbir şey yok.

Meclis’i Adres Gösterdi

Güçler ayrımı içerisinde özellikle Meclis’e özel vurgu yapmak lazım. Çünkü Meclis’in temsil gücü çok yüksek. Yani bir yandan bakıyorsunuz 50+1’i alan yürütme organının başında olabiliyor. Fakat Meclis’te yüzde 80, yüzde 90 gibi çok yüksek temsil oranları var. Orada herkes var. Dolayısıyla hangi sistem olursa olsun, Meclis’in güçlü olması lazım. Meclis’in denetim fonksiyonunun çok iyi çalışıyor olması lazım.

‘Benzer Durumlara Mahkemeler Farklı Karar Veriyor’

Yargı süreçlerinde benzer durumda olan insanlarla ilgili farklı mahkemelerde farklı kararlar çıkıyor. Uygulamalarda sıkıntılar var ve kurunun yanında yaşın da yandığına şahit oluyoruz. Bu konudaki sorunların çözülmesi için de gayret gerekiyor. Orada adalet mutlaka tesis edilmeli.

HDP ve Kayyımlar…

Seçilmiş bir insanı görevinden alabilecek bir gücün sadece ve sadece hukuktan güç alan bağımsız yargıda olması lazım. Çünkü halkın iradesi demokrasilerdeki en önemli güç. Seçilmiş bir insandan bahsediyorsunuz. Seçilmiş bir insan orada sadece bir fert değil. Onun arkasında ona oy veren bazen on binler, bazen yüzbinler bazen milyonlar var. Seçmenin iradesine saygı göstermek gerekiyor. Aksi takdirde demokrasinin tam da özüne zarar vermiş oluyorsunuz. Halkın iradesini dengeleyebilecek güç ancak bağımsız yargı olabilir. Yoksa vicdanlarda derin yaralar açılır. Bir de burada tabi güvenilir ve bağımsız bir yargı gerekiyor. Demokrasi önemli ama hukuk da çok önemli. Demokrasilerde hukuku göz ardı ederseniz, demokrasi bir süre sonra otokrasiye dönüşebilir.

İmamoğlu…

Ekrem Bey ile henüz tanışmadık. Kendisi aday olduktan sonra ismini öğrenme imkanını buldum. Anladığım kadarıyla İstanbul’da da aday olana kadar tanınırlılığı çok yüksek değilmiş. Ama oldukça düşük bir tanınırlılık oranından böylesine yüksek bir oranla seçim kazandı. Hayırlı olsun diyorum, kendisine başarılar diliyorum. Allah kolaylık versin.

Kaynak: Karar Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir