Güncel

“Norveç’te Yaşayan Yazar Olsaydım Dünya Çapında Tanınırdım”

Ahmet Ümit

Yazar Ahmet Ümit, “85’e yakın kitabım 27 dilde yayımlandı ama inan, Norveç ya da İsveç’te yaşayan bir yazar olsaydım, dünya çapında tanınırdım“dedi.

Ahmet Ümit, yeni çıkacak romanı “Aşkımız Eski Bir Roman” ilgili Hürriyet Gazetesi’den Çınar Oskay‘a  verdiği röportajda edebiyat ve günlük siyasi gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Ümit’in röportajından bazı bölümler şöyle:

-Bugün Türkiye’nin yaşayan en iyi yazarı kim?

Adalet Ağaoğlu biri. Selim İleri öyküde çok iyi. Ferit Edgüİhsan Oktay Anar… Keşke daha sık yazsa. Orhan Pamuk. Genç yazarlarımız da çok kıymetli: Ayfer Tunç, Mario Levi, Hasan Ali Toptaş, Hakan Günday… Seray ŞahinerMurat Uyurkulak, çok renkliyiz. Ne yazık ki küçük İskender’i kaybettik. Kitabımı ona adadım zaten. Gerçekten çok güçlü bir edebiyatımız var. Dünyada daha çok tanınmalı. 85’e yakın kitabım 27 dilde yayımlandı ama inan, Norveç ya da İsveç’te yaşayan bir yazar olsaydım, dünya çapında tanınırdım.

-İlk öyküde Pera Palas’taki Agatha Christie kaçamağı çok hoşuma gitti. Bir cinayet yazarı için en üst fantezi bu mu?

Öncelikle söyleyeyim, Agatha Christie çok güzel bir kadın değil. Zavallım, zaten kocası onu aldattı. Bunalım halinde kayboldu kadıncağız. Agatha Christie’ye karşı bir fantezi duygum asla yok (gülüyor)!

-Öyküde ‘Aşk-ı Memnu’nun Bihter’i, ‘Çalıkuşu’nun Feride’si de var. Edebiyat kahramanlarından hangisiyle aşk yaşamak isterdin?

Tabii ki Anna Karenina. En güzeli o.

-Tolstoy’un betimlemelerinden yola çıkarak robot resmini çizdiler daha yeni. Sonra da, “Sandığımız kadar güzel değilmiş” dediler.

Hoş kadınlar bunlar. O olmazsa, Esmeralda. Ama Agatha Christie değil. Zaten bir yazara aşık olmak sıkıntılı. Çok sorunlu insanlarız biz.

Duruşumu Hiç Bozmadım, Solcuyum, Her Zaman Muhalifim ve Öyle Kalacağım

-Dünyanın bir numaralı casusluk romanları yazarı John le Carré’nin son kitabı çıkmak üzere. Bir bölümünü yayımladılar. “Bizi onuncu sınıf adamlar yönetiyor” demiş, Boris Johnson’a, hükümete çok sert girişmiş. Edebiyatın bugün Türkiye’de siyasi bir rolü var mı?

Güçlü bir rolü var. İktidardakiler de diyor ya, “Kendi yazarlarımızı, sanatçılarımızı yaratamadık ve yaratamadığımız en önemli şey buydu” diye. Namık Kemal’den bu yana neredeyse tüm edebiyatçılarda muhalif bir tavır vardır. Senden önceki nesiller, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin hapislerde çürümüş, onların hayatı daha zor geçmiş.

-Bu farkı nasıl görüyorsun?

O dönemde edebiyat ve sol çok yakın. Dünyada da İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda ne kadar yazar varsa Komünist Partili. Sonra edebiyat ve politikanın farklı şeyler olduğu anlaşılıyor. Orhan Kemal’i de Kemal Tahir’i de yönlendiren Nazım Hikmet’ti. Bu güçlü dalga hepimizi etkiledi. Oğuz Atay bireyi yazdığı için dışlandı. En güzel psikoseksüel roman ‘Anayurt Oteli’nin yazarı Yusuf Atılgan da… Böyle bir gelişimi var işin. Ama hala çok etkiliyiz. Hapislere eskisi kadar çok girip çıkmıyoruz. Rejim işi oraya kadar getirmedi. Ama Ahmet Altan müebbet hapiste. Şair arkadaşlarımızın, Aslı Erdoğan’ın başına gelenler oldu.

-Sende bu yazarlardan farklı bir tavır var. Bir denge tutturma çabası. Her yere, herkese konuşuyorsun. Dozu da iyi tutturuyorsun bence. Ama acaba eski TKP’li Ahmet bugünkü sana baksa, “Nabza göre şerbet veriyorsun” der miydi?

Bence demezdi. Duruşumu hiç bozmadım, solcuyum. Her zaman muhalifim ve öyle kalacağım. Ülkücüler, anarşistler, başörtülüler, komünistler, her kesimden okurum var. Ama yazarken düşüncelerimden ödün vermiyorum. O yüzden eski Ahmet, “Bizim kızıl bayraklar” filan der ama sonuçta beni anlar. Ben şu an insanlar üzerinde daha etkiliyim. O Ahmet, TKP üyesiydi. Şimdi beni herkes okuyor. İlgiyle dinliyorlar. Kendi sözümü söyledikten sonra her yere konuşurum. Bizi bölmeye ve kalıplara sokmaya çalışıyorlar. O güruhun eylemini kırmak istiyorum.

En başından beri, ‘İyi polisiye iyi edebiyattır’ dedim.

-Sen Türkiye’nin Agatha Christie’si misin?

Benden önce polisiye roman yazıldı, bir geleneğimiz var. Kemal Tahir ve Peyami Safa yazdı ama kendi isimlerini kullanmadılar. Basit ve ucuz bir tür olduğunu düşünüyorlardı. Ben en başından beri, “İyi polisiye iyi edebiyattır” dedim. Polisiyeyi Agatha Christie’yle değil Kabil’in Habil’i öldürmesiyle başlattım. Sophokles’in ‘Kral Oidipus’uyla Shakespeare’in ‘Hamlet’iyle ve ‘Macbeth’iyle, Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sıyla…

Rap’çileri Hayranlıkla İzliyorum

-Beklenen patlama rap müzikten geldi. Bunu nasıl yorumladın?

12 Eylül’den çıktığımızda Ahmet Kaya böyle olmuştu. Müzik edebiyattan kolay yayılır. Cem Karaca, Zülfü Livaneli, Sadık Gürbüz, Rahmi Saltuk vardı. O politik şarkılar gençliği bir anda yakalıyordu. Bugün bunu yapan rap’çiler. Hayranlıkla izliyor ve alkışlıyorum.

-Şaka maka 2010’ları bitiriyoruz. 2020’li yıllar nasıl geçecek sence?

Umut doluyum. Hayat tek sesliliği, ‘Benim bildiğim doğrudur’ düşüncelerini reddediyor. Henüz yeni dönemi şekillendirecek politik güçler ortalıkta yok belki ama çıkacak. Hayat onları yaratacak. Türkiye dinamik, genç nüfuslu bir ülke, küllerinden doğar. Asla umutsuz değilim.

Röportajın tamımı

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir